"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2025/295 E., 2025/370 K.
SUÇ : Nitelikli kasten öldürme
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz başvurularının esastan reddi ile hükmün onanması
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1 ve 307/3. maddeleri uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.12.2023 tarihli ve 2023/293 Esas, 2023/406 Karar sayılı kararı ile kurulan hükme yönelik katılan Kurum vekilinin istinaf başvurusunun, ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 29.02.2024 tarihli ve 2024/585 Esas, 2024/670 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 280/1-(a) maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş, bu kararın katılan Kurum vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 28.04.2025 tarihli ve 2024/3859 Esas, 2025/3314 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304/2-(a) maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
2. Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.10.2025 tarihli ve 2025/295 Esas, 2025/370 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında maktule karşı nitelikli kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 82/1-d, 62/1, 53. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilerek dava dosyası, 5271 sayılı Kanun'un 307/3. maddesi uyarınca doğrudan temyiz merciine gönderilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A.Katılan kurum vekilinin temyiz sebepleri özetle; takdiri indirim uygulanmaması gerektiğine,
B.Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle; delillerin hatalı değerlendirildiğine, usule, sanığın atılı suçu işlemediğinden bahisle beraat etmesi gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, takdiri indirimin mahkemenin takdir yetkisi kapsamında yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği anlaşıldığından temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.10.2025 tarihli ve 2025/295 Esas, 2025/370 Karar sayılı kararında katılan kurum vekili ve sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/4. maddesi uyarınca Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
(Karşı Oy)
K A R Ş I O Y
Sanık ... hakkında, maktul annesi ...’ı kasten öldürmek suçundan, yerel mahkeme olan Kütahya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.12.2023 tarih, 2023/293 Esas, 2023/406 sayılı kararı ile
“Sanığın müsnet suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve yeterli delil elde edilemediğinden, böylece suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeni ile sanığın CMK.nun 223/2-e maddesi gereğince Beraatine karar verilmiştir.
Kararın aleyhe istinafı üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 29.02.2024 tarih, 2024/585 Esas ve 2024/670 sayılı Kararı ile “İstinaf Başvurusunun Esastan Reddi”ne, karar verilmiştir.
Kararın aleyhe temyizi üzerine, sayın dairemiz çoğunluğu sanık ... hakkında, maktul annesi ...’ı kasten öldürmek suçundan mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği belirtilerek kararın Bozulmasına, karar vermiştir.
İstinaf kararının doğru olduğu ve sanığın Beraat etmesi gerektiğini düşündüğümüzden, aşağıdaki gerekçelerle sayın çoğunluk kararına muhalifiz. Şöyle ki;
28.06.2007 tarihinde maktul ...'ın Kütahya ili Merkez Kızık köyünde bulunan tek başına yaşadığı evde ölü olarak yakınları tarafından bulunduğu,
Olay yerinde yapılan incelemede, maktulün bulunduğu oda içerisinde bulunan sobanın arka kısmında yerden yaklaşık 70 cm yüksekliğindeki sedir diye tabir edilen yerde muhtemelen yattığı yatağın üzerinde kurumuş kan lekelerinin bulunduğunun, hemen sedirin altında maktulün baş kısmı kuzeye ayak kısmı güneyi gösterir şekilde yerde yüz üstü yattığının, baş kısmında kanama meydana geldiğinin, başına paralel yerde bulunan sedir tahtasının kanlı olduğunun görüldüğü,
Adli Tıp Kurumu ... Grup Başkanlığının 06.08.2007 tarihli otopsi raporu ile maktulün ölümünün künt kafa travmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kemik kırıkları ile birlikte beyin kanaması sonucu meydana geldiğinin tespit edildiği,
Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 19.09.2007 tarihli raporunda maktulün otopsisinde tespit edilen kafa bölgesindeki yara ve kemik kırıklarının yerleşimi ve ağırlığı dikkate alındığında bu yaralanmasının basitçe düşmek ve düşürülmekle oluşmayacağı, daha ziyade sert ve künt bir cismin direkt olarak vurulması ile oluşacağının mütala edildiği, Adli Tıp Kurumunun 19.09.2007 tarihli raporuna istinaden maktulün ölümünün şüpheli olması nedeni ile soruşturma makamlarınca suçun fail yada faillerinin tespitine yönelik araştırmaların devam ettiği ve dosyanın daimi aramaya alındığı, 2022 yılında soruşturma dosyasının yeniden açıldığı ve Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinden alınan 30.09.2022 tarihli rapor ile "maktulün ölümünün künt kafa travmasına bağlı kafatası kırıkları ile birlikte kafa için kanaması ve beyin kanaması sonucu meydana gelmiş olduğunun, maktul ayakta iken kendiliğinden kontrolsüz bir şekilde düşmesi ile oluşmasının mümkün olmadığının, yüksek bir yerden düşme ile oluşabilecekleri gibi kafaya sert ve künt bir cismin doğrudan vurulması ile de oluşabilecekleri, bu iki mekanizma arasında tıbben ayrım yapılamadığı, kesin olmamakla birlikte kişinin ölümünün olay yeri inceleme tarihi olan 28.06.2007 günü saat 21.45'ten önceki 8-36 saatlik zaman dilimi içerisinde meydana gelmiş olabileceğinin" belirtildiği,
Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesinin 04.04.2023 tarihli raporunda; maktulün ölü olarak bulunduğu odada yatak üzerindeki lekelerin incelenmesinde, lekelerin geniş bir alana dağılmış ve emilime uğramış olduğunun, sıçrama olduğuna dair herhangi bir kan lekesi modeli özelliği taşımadığının, cesedin ayak tarafındaki kuzine yanındaki kan lekelerinin incelenmesinde dört adet kan damlasının zemine damlaması ile oluşmuş kan lekesi modeli olduğunun ve darbe sonucu oluşmuş kan lekesi özellikleri bulunmadığının, pasif damlama sonucu oluştuğunun, dolayısıyla olay yerinde darbe ile oluşmuş kan lekesi modeli bulunmadığının ve yatak ile yerde bulunan kan lekelerinin pasif damlama ile oluşmuş olabileceklerinin belirtildiği,
Kütahya Sulh Ceza Hakimliğinin 20.03.2023 tarih ve 2023/1699 Değişik İş sayılı kararı ile sanığın kullandıkları GSM hatlarına yönelik iletişimin dinlenmesi faaliyetlerine başlanıldığı, sanığın ve bir kısım tanıkların beyanlarının alındığı, sanık ...'ın kollukta müdafi huzurunda alınan 29.03.2023 tarihli ifadesinde olay tarihinde annesinin evine çay içmeye gittiğini, evden ayrıldığı esnada annesinin evin merdivenlerinden aşağı kafa üstü taşın üstüne düştüğünü, kendisinin annesini yukarı yatağına taşıdığını, olay üzerine kalır korkusu ile bu olaydan kimseye bahsetmediğini beyan ettiği, sanığın bu beyanlarına istinaden Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianame ile sanık ... hakkında olay sonrası halen yaşamakta olan annesinin zamanında güvenlik güçlerine ve sağlık birimlerine haber vermemek suretiyle ölmesine sebebiyet verdiği iddiası ile ihmali surette ölüme sebebiyet vermek suçundan TCK 83/1,2.b,3, 53/1, 63/1. maddeleri gereğince cezalandırılması talebi ile mahkemeye kamu davası açıldığı,
Sanık ... kollukta alınan 29.03.2023 tarihli ikrar içerikli ifadesinden sonra 31.03.2023 tarihli savcılık ifadesinde ve Sulh Ceza Hakimliğinde alınan beyanlarına susma hakkını kullanmış olup, mahkememizde alınan savunmalarında üzerine atılı suçlamaları kabul etmeyerek 29.03.2023 tarihli kolluk ifadesini baskı altında verdiği yönünde beyanlarda bulunduğu anlaşılmıştır. 5271 sayılı CMK’nın 148/5. maddesinde "Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir." hükmü bulunmaktadır. Yargılamada, sanığın kollukça şüpheli sıfatıyla 29.06.20 07... .03.2023 tarihlerinde ifadeleri alınmış olup, sanığın sonraki aşamalarda susma hakkını kullanması ve mahkemede alınan savunmalarında ise 29.03.2023 tarihli ikrar içeren kolluk ifadesinden dönmesi karşısında, 29.03.2023 tarihli kolluk ifadesinin hükme esas alınamayacağı kanaatine varıldığı. (Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 06.03.2023 tarih ve 2022/828 E., 2023/823 K. sayılı kararı)
Tüm dosya kapsamı bir bütün halinde değerlendirildiğinde, her ne kadar sanık hakkında cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış ise de; sanık ...'ın aşamalarda alınan savunmalarında üzerlerine atılı suçlamayı kabul etmediği, sanık ...'ın 29.03.2023 tarihli ikrar içeren kolluk ifadesinden sonraki aşamalarda alınan beyanları ile döndüğü, yapılan iletişimin dinlenmesi faaliyetleri sırasında birtakım şüpheli görüşmelere rastlanılmış ise de, iletişimin tespiti tutanaklarına yansıyan içeriği net olmayan şüpheli görüşmelerin tek başına sanığın üzerine atılı suçu işlediğini göstermeye yetmeyeceği gibi tanıklar ... ve ...'nun aşamalarda alınan çelişkili beyanlarının da aynı şekilde sanığın üzerine atılı suçu işlediğini göstermeye yetmeyeceği,
Ayrıca Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Dairesinin 30.09.2022 tarihli raporunda maktulde meydana gelen yaralanmanın yüksek bir yerden düşme ile de oluşabileceğinin belirtilmesi ve Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesinin 04.04.2023 tarihli raporunda maktulün ölü olarak bulunduğu odada tespit edilen kan lekelerinin darbe sonucu oluşmuş kan lekesi modellerinden olmadığı ve pasif damlama ile oluşmuş olabileceğinin belirtilmesi karşısında,
Maktulün ölü bulunduğu odada başına sert bir cisimle vurulduğuna dair somut bir delil elde edilemediği, maktulün merdivenden düşmüş olma ihtimalinin yüksek bir ihtimal olduğu ancak bu düşmenin bir başkası tarafından mı yoksa kendiliğinden mi gerçekleştiğine dair somut bir delil bulunmadığı, yine maktulün düşmesinden sonra sanığın bu durumu bilerek yetkili makamları haberdar etmemek sureti ile maktulün ölümüne sebebiyet verdiğine dair de savunması aksine somut delil bulunmadığı, dosya kapsamında bulunan şüpheli telefon görüşmeleri ile çelişkili tanık beyanlarından yola çıkılarak bir takım varsayımlara dayanılması ve sonuca ulaşılmasının ceza yargılamasının amacına aykırı olması, zira ceza yargılamasının amacının maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olması ve maddi gerçeğinde ancak hukuki delillerle ortaya çıkartılabilecek olması, dosya kapsamında toplanan tüm delillerin maddi gerçeğin aydınlatılmasına yetmediği,
Ceza Yargılamasında sanık hakkında mahkumiyet kararı verilebilmesi için sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olması gerektiği, bu durumun ceza yargılamasının temel prensibi olan “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin tabii bir sonucu olduğu, temel amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olan Ceza Yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde mahkumiyet kararı verilemeyeceği, bu sebeple sanığın üzerlerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli ve inandırıcı somut bir delile ulaşılamadığından sanık hakkında açılan kamu davasında CMK.nun 223/2-e maddesi gereğince beraat kararı verilmesinin doğru olduğu,
CGK’nun 17.03.2022 tarih, 2017/1-955 Esas, 2022/179 sayılı kararında, CGK’nun 17.03.2022 tarih, 2020/1-451 Esas, 2022/181 sayılı kararında, CGK’nun 24.06.2021 tarih, 2019/7-4 Esas, 2021/310 sayılı kararında, CGK’nun 19.04.2022 tarih, 2018/4-530 Esas, 2022/275 sayılı kararında belirtildiği üzere; “Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir”. Şeklinde belirtilmiştir.
Sonuç olarak; “Sanığın müsnet suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve yeterli delil elde edilemediğinden, böylece suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeni ile sanığın CMK.nun 223/2-e maddesi gereğince Beraatine dair karar verilmesi gerekirken, Bozma üzerine mahkumiyetine dair kararı onayan sayın çoğunluğun görüşüne muhalifiz.