Consülto
Consülto
Karar ArşiviYargıtay İçtihat Veritabanı
Yargıtay

1. Ceza Dairesi

Dosya2025/123 E. 2026/272 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ:Ceza Dairesi

SAYISI : 2024/1962 E., 2024/1437 K.

SUÇLAR : Nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs

HÜKÜMLER: Mahkumiyet, istinaf başvurusunun esastan reddi

TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükümlerin onanması

İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereğince temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. ... Ağır Ceza Mahkemesinin 19.03.2024 tarihli ve 2021/170 Esas, 2024/140 Karar sayılı kararı ile sanık ... hakkında katılanlar ..., ... ve...'ya karşı nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs

suçu nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 82/1-d-e, 35/2, 62/1, 53. maddeleri uyarınca 3 kez 12... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.

2. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 14.10.2024 tarihli ve 2024/1962 Esas, 2024/1437 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince;

A.Katılan ...'ya karşı nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükme yönelik katılan ... vekili ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile;

1. Sanık hakkında katılan ...'ya karşı nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 82/1-d-e, 35/2, 62/1, 53. maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,

B. Katılanlar ... ve ...'e karşı nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçundan kurulan hükümlere yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca teşebbüsün derecesi yönünden eleştirilerek esastan reddine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

A.Katılan ... vekilinin temyiz sebepleri özetle; sanığa üst hadden ceza verilmesi ve takdiri indirim uygulanmaması gerektiğine ilişkindir.

B.Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle; sanığın cezai ehliyetinin bulunmadığına, raporların hükme esas alınamayacağına, delillerin hatalı değerlendirildiğine ilişkindir.

III. GEREKÇE

Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, eksik incelemenin bulunmadığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, dosyada mevcut delillerin isabetli şekilde değerlendirildiği, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, suç vasıflarının isabetli bir şekilde belirlendiği, teşebbüsün ulaştığı aşama ile meydana gelen tehlike ve zararın ağırlığına göre katılan ... yönünden belirlenen cezanın isabetli olduğu, sanığın cezai ehliyetinin tam olduğunun saptandığı, takdiri indirimin mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmasına karar verildiği anlaşıldığından temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümlerde Bölge Adliye Mahkemesi eleştirisi dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.

IV. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 14.10.2024 tarihli ve 2024/1962 Esas, 2024/1437 Karar sayılı kararında Katılan ... vekili ve sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca ... Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

19.01.2026 tarihinde karar verildi.

K A R Ş I O Y

Sanığın ikamet ettiği ... ilçesi ... köyünde bulunan evinde eşi olan mağdur ..., müşterek çocukları olan 4, 6 ve 7 yaşlarında bulanan ..., ... ve ... ... ile saat 11:00 sıralarında birlikte kahvaltı yaptıkları, kahvaltı yapmalarının ardından sanığın evin misafir odası bölümüne geçerek montunun cebinden çıkartmış olduğu mavi saplı ekmek bıçağıyla odada bulunan mağdur ...'un karın bölgesine 2-3 kez saplamak suretiyle yaraladığı, olayı gören mağdur ...'un araya girmek suretiyle sanığın elinde bulunan bıçağı almaya çalıştığı sırada sanığın kullanmış olduğu bıçak ile elinden yaralandığı, sanığın elinde bulunan bıçağı mağdur ...'un alması üzerine sanığın evin mutfak bölümüne geçerek oradan almış olduğu meyve bıçaklarıyla mağdur ...'un karın bölgesine 3-4 kez, mağdur ...'un ise karın bölgesine 2-3 kez saplamak suretiyle olayda, sanığın öldürme kastıyla hareket ettiği konusunda farklı bir görüş bulunmamakla birlikte, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre sanığın fiili işlediği sırada akıl sağlığının yerinde olmadığı ve bu nedenle sanık hakkında TCK m. 32/1 ve 57 uyarınca koruma ve tedavi amaçlı güvenlik tedbirine hükmedilmesi gerektiği kanaatiyle bu karşı oy yazısı yazılmıştır.

CMK m. 63'e göre, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilmesi gerekmektedir. Buna göre, bir delilin değerlendirilmesi için bilimsel ve teknik bilgiye ihtiyaç olduğu durumlarda, hukukçu olan muhakeme makamı, delilin içeriği hakkında bilgi sahibi olmak amacıyla, bilimsel ve teknik bilgiye sahip uzman kişinin görüşünü almalıdır.

Buna göre, uyuşmazlıkları çözmekle görevli muhakeme makamlarının özellikle hâkimin, hukuki bilgi ve tecrübesini aşan, ancak özel ve teknik bilgi ile çözümlenebilecek nitelikte bulunan sorunların çözümü için başvurabileceği bilimsel ve teknik bilgiye sahip bir kişiye ihtiyaç bulunmaktadır. CMK özel ve teknik bilgili gerektiren konularda bilirkişiye başvurulmasını zorunlu kılmakla yetinmemiş, pek çok maddesinde de uzmanlık gerektiren bazı konularda da bilirkişiye başvurulması gerektiğini açıkça düzenlemiştir. Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişiye başvurulmasının zorunlu olduğu kabul edilmelidir. Zira çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren bir sorunun çözülememesi, maddi sorunun çözülemediği anlamına gelecektir. Bu nedenle bilimsel ve teknik bilgiye ihtiyaç olduğu durumlarda, bilirkişi raporu alınmadan hüküm verilmesi eksik inceleme nedeniyle hükmün hukuka aykırı olmasına neden olacaktır.

Bu bağlamda, kanımızca ceza muhakemesinde çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi tayini konusunda takdir yetkisi tanınmamıştır. Dolayısıyla bilirkişi tayinine yetkili olan makamlar, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bir bilgi söz konusu olduğun bilirkişi atamak zorundadır. Üstelik bazı durumlarda bilirkişiye başvurma zorunluluğu kanunla veya temyiz mahkemesi içtihatları ile açıkça gösterilmiştir. Bilirkişiye başvurma zorunluluğunun kanunla düzenlendiği durumlarda, kanun koyucu bilirkişi incelemesi yaptırılması zorunluluğunu kendisi belirlemiş ve böylece bilirkişi incelemesi yaptırmaya yetkili olan makama, sorunun çözümünün uzmanlığı, özel ve teknik bilgiyi gerektirip gerektirmediği ve bilirkişi incelemesi yapılıp yapılmayacağı konusunda takdir yetkisi vermemiştir. Buna göre, bu durumlarda, çözümün uzmanlığı, özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğini kabul ederek, bilirkişi incelemesi yapılması zorunludur. Örneğin, ceza mahkemelerinde sanığın şuurunun tetkiki amacıyla gözlem altına almada, ölünün adlî muayenesi ve otopside, zehirlenmelerde ve sahte para ve değerli kâğıtlar üzerindeki incelemelerde bilirkişiye başvurulmasının zorunlu olduğu CMK’da açıkça belirtilmiştir.

Bu çerçevede, kabul edilmelidir ki, hâkim, sanığın şuurunun yerinde olup olmadığına kendisi karar veremez. Mutlaka uzman bir hekimin bilirkişiliğine başvurmaya mecburdur. Nitekim hâkimler, TCK m. 32'deki hükmün tatbiki bakımından bilirkişi incelemesi yaptırmaya mecburdurlar. Burada bilirkişi, mutlaka uzman bir hekim olacaktır. Bu konuda pratisyen hekimlerin bilirkişiliği kabul edilemez. Tıp bilimi uzmanlığı gerektirmekte ve bu bilgi tıp fakültesi mezunlarında mevcut olmakla beraber, şüphelinin akıl hastası olup olmadığının incelenmesi hususu özel bilgi gerektirdiğinden, bu konu üzerine ihtisas yapmış kişilere başvurmak gerekecektir. CMK m. 63/1’de çözümü “uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi” gerektiren hallerden bahsetmesini başka türlü anlamak mümkün değildir. Yine gözlem altına alınmaya ilişkin CMK m. 74/1’e göre, fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan şüpheli veya sanığın akıl hastası olup olmadığını, akıl hastası ise ne zamandan beri hasta olduğunu ve bunun, kişinin davranışları üzerindeki etkilerini saptamak için; uzman hekimin önerisi üzerine, Cumhuriyet savcısının ve müdafiin dinlenmesinden sonra resmî bir sağlık kurumunda gözlem altına alınmasına, soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından karar verilebilecektir.

Hiç şüphesiz ki, yaş tayini, cinsel suçlar, akıl hastalıkları, ölüm, otopsi, zehirlenmeler, yaralanma, vücut muayenesi, genetik incelemeler gibi uzmanlık gerektiren ceza muhakemesine ilişkin konularda resmi bilirkişilik bakımından en önemli kurum Adli Tıp Kurumudur. 15.7.2018 tarihli ve 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi m. 2’ye göre, Adli Tıp Kurumu; adalet işlerinde bilirkişilik yapmak amacıyla kurulmuştur. Kararname m. 3/1-a’ya göre ise Adli Tıp Kurumu, mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklar ile Kurumun uygun gördüğü alanlarda kamu kurum ve kuruluşları tarafından gönderilen adlî tıpla ilgili konularda bilimsel ve teknik görüş bildirmekle görevlidir. Kurumun taşra teşkilatı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi m. 2/2’ye göre, Adalet Bakanlığınca Kuruma bağlı olarak kurulan Adli Tıp Kurumu grup başkanlıkları veya şube müdürlüklerinden oluşmaktadır. Adli Tıp Kurumu grup başkanlıkları bünyesinde bir veya daha çok adlî tıp ihtisas dairesi bulunmaktadır. Tek hekimin düzenlediği raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesinin gerektiği veya raporun yetersiz görüldüğü durumunda Adli Tıp Şube Müdürlüklerinden yeniden rapor alınması gerekmektedir.

Adli Tıp Kurumunun ... yapılanması “Adli Tıp İhtisas Daireleri”, “Adli Tıp İhtisas Kurulları” ve “Adli Tıp Üst Kurulları” oluşturmaktadır. Adli Tıp ihtisas daireleri, morg, gözlem, kimya, biyoloji, fizik, trafik, adlî bilişim olmak üzere yedi daire başkanlığından oluşmaktadır (m. 9). İhtisas daireleri, yargılama makamlarının doğrudan başvurusu üzerine resmi bilirkişi olarak inceleme ve araştırma yapmaktadır. Adli Tıp Kurumunda sekiz ihtisas kurulu bulunmaktadır (m. 8). İhtisas Kurulları; bilirkişilerce, Fizik ve Trafik İhtisas Dairelerinin tıpla ilgili olmayan raporları hariç olmak üzere adlî tıp ihtisas dairelerince ve adlî tabip veya adlî tıp uzmanlarınca verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklar tarafından yeterince kanaat verici nitelikte bulunmayan ve aralarında çelişki olduğu belirlenen raporları inceleyip bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle görevlidir. Çelişkileri kesin olarak gidermek amacıyla görev yapan ve üç üst kuruldan oluşan Adli Tıp Üst Kurulları, Adli Tıp Kurumu Başkanının başkanlığında, ilgili adlî tıp ihtisas kurulları başkan ve üyelerinden oluşmaktadır. Adli Tıp Üst Kurullarına, daha önce Genel Kurula ait bir yetki olan, Adli Tıp Kurumunun değişik birimleri tarafından verilen çelişkili rapor ve görüşler ile adlî tıp ihtisas kurulları ile Adlî Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında çıkan çelişkileri kesin olarak karara bağlama görevi verilmiştir.

Bu bağlamda, Adlî Tıp Üst Kurulları; adlî tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmayıp sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri; adlî tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri; adlî tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri; adlî tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri; adlî tıp ihtisas kurulları ile Adlî Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri, konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla incelemekte ve kesin karara bağlamaktadır (m. 16/1). Ancak Fizik İhtisas Dairesi ve Trafik İhtisas Dairesinin raporları Adlî Tıp Üst Kurullarında incelemeye alınmamaktadır. Bununla birlikte, bu dairelerden birinin verdiği raporlar ile diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması hâlinde mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle talep edilmesi üzerine raporlar, ilgili ihtisas dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenecek ve kesin olarak karara bağlanacaktır. (m. 16/2.)

Öte yandan, bilirkişiye başvurmak zorunluluğu ile bilirkişinin bildirdiği görüşle hakimin bağlı olması farklı hususlardır. Delillerin serbest değerlendirilmesi ilkesinin gereği olarak, kural olarak bilirkişi raporlarının hakimi bağlamadığı kabul edilmelidir. Ceza muhakemesinde geçerli olan vicdani ispat sisteminde, kanuni ispat sisteminden farklı olarak hiçbir delilin yargılama makamını bağlaması söz konusu değildir ve delil ve bu arada delil değerlendirme araçları, bunlara ilişkin yasaklar bulunmadığı sürece serbestçe değerlendirilmelidir. Vicdani ispat sistemi, hem delil serbestisini hem de delillerin değerlendirilmesi serbestisini ifade etmektedir. Vicdani ispat sisteminde bilirkişi görüşünün değeri, diğer delillerin değeriyle aynıdır. Aksi düşünce bilirkişi görüşünün onu isteyen makamı bağlayacağı anlamına gelir ki, bu sonuç bilirkişilik kurumuyla bağdaşmaz. Bu nedenle özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi raporu çok önemli bir işlev görse de, bu rapor hakimlerin vicdani kanaatlerinin oluşumuna yardım edici nitelikte kabul edilmelidir. Özel ve teknik bilgi gerektiren hususlarda bilim ve tecrübe kurallarını delillere uygulama görevi hakim yerine bilirkişiye verilmiştir. Ancak bu durum bilirkişinin hakim yerine geçmesi anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla hakim kararında sadece bilirkişi raporuna atıf yapmakla yetinmemeli, bilirkişi raporunu denetleyerek, neden kabul ettiğini gerekçeleriyle açıklamalıdır.

Bu durum, başvurma zorunluluğu olan resmi bir bilirkişi raporları ile kanunlarda kesin olduğu belirtilen resmi kurum raporları bakımından da geçerlidir. Nitekim CMK m. 67/5’e göre hakim, Adli Tıp Kurumunun kesin olarak verdiği raporu yeterince kanaat verici nitelikte görmemesi durumunda, ikinci kez rapor alabilecektir. Bu nedenle bilirkişi raporunun hatalı olduğunu düşünen hakimin, ikinci bir bilirkişiye başvurması, hatta kolay olmamakla birlikte gerekçelerini açıklayarak bilirkişi raporunun aksine karar vermesi de mümkündür. Bu nedenle yukarıda belirttiğimiz üzere Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi m. 16/1 uyarınca, Adli Tıp Üst Kurullarına verilen, Adli Tıp Kurumunun değişik birimleri tarafından verilen çelişkili rapor ve görüşler ile adlî tıp ihtisas kurulları ile Adlî Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında çıkan çelişkileri kesin olarak karara bağlama görevinin Kurumun iç işleyişi açısından sorunun kesin biçimde sonuçlanması olarak anlaşılmalıdır. Yine söz konusu Kararname m. 16/2 uyarınca, Fizik İhtisas Dairesi ve Trafik İhtisas Dairesinin raporları ile diğer bilirkişi raporları arasında çelişki bulunması hâlinde, mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek suretiyle talep edilmesi üzerine raporlar, ilgili ihtisas dairesinin en az yedi uzmanının katılımı ile oluşan genişletilmiş uzmanlar heyetince incelenecek ve kesin olarak karara bağlanacaktır. Aynı durum bu hüküm bakımından da geçerlidir. Yani aynı olayla ilgili bir daha Adli Tıp Kurumdan görüş istenemeyecektir. Söz konusu hükümler çerçevesinde rapor veya görüşlerin kesin olarak karara bağlanması, Kurumun iç işleyişi açısından sorunun kesin biçimde sonuçlanması olarak anlaşılmalıdır. Aksi düşünce bilirkişi görüşünün onu isteyen makamı bağlayacağı anlamına gelir ki bu sonuç bilirkişilik kurumuyla bağdaşmaz. Dolayısıyla kanun koyucu bilirkişi raporu alınmasına ilişkin zorunluluğu bir yerde sona erdirmek amacıyla Üst Kurulların, raporlar arasındaki çelişkileri nihai olarak karara bağlayacağı yönünde düzenleme yapmıştır.

Bununla birlikte kabul edilmelidir ki, bilirkişinin bilimsel metotlarla elde ettiği deliller, delillerin serbest değerlendirilmesi ilkesinin sınırlarını zorlamaya başlamıştır. Örneğin öldürülen kişinin

tırnakları arasında bulunan deri parçasının sanığa ait olduğu bilirkişi raporuyla bilimsel olarak ispatlandığında hâkimin bunu reddetmesi mümkün değildir. Buna göre, DNA analizi, kandaki alkol veya uyuşturucu maddenin varlığı gibi bilimsel incelemeler sonucu elde edilen sonuçların doğruluğunun hakim tarafından sorgulanması mümkün değildir. Bu bağlamda, tamamen objektif nitelikte olan bilimsel delilleri ortaya koyan bilirkişi raporlarının, kural olarak, hakimi bağlaması bilimsel bir zorunluluk olarak kabul edilmelidir. Ancak tüm bilirkişi raporlarının bu çerçevede değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu noktada bilimsel tecrübe kurallarına göre elde edilen delillerin ceza muhakemesindeki değerine ilişkin ikili ayrım yapılmalıdır. Bazı bilimsel deliller tamamen objektif nitelikte olduğundan, yani aksinin ispatı mümkün olmadığından, delilin elde edilişinde bir şüphe olmadıkça, hakimi bağlamalıdır. Örneğin sanığın kanında uyuşturucu madde tespit edilmesi veya DNA analizi sonucu olay yerinde bulunan kanın sanığa ait olduğunun belirlenmesi gibi bilimsel tecrübe kurallarıyla elde edilen deliller, tamamen objektif nitelikte olması nedeniyle bağlayıcı kabul edilmelidir. Buna karşılık sübjektif yönü olan bilimsel mütalaa (kanaat) niteliğindeki deliller, hakimi bağlayıcı kabul edilmemelidir.

Bu bağlamda, hakimden, özel ve teknik bilgi içeren hususlara ilişkin bir denetim yapması beklenemese de, hakimin mütalaa (kanaat) niteliğindeki bilirkişi raporlarını, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre akla, mantık kurallarına ve genel yaşam tecrübesine göre denetimden geçirmesi gerekir. Yine hakim bilirkişi raporundaki hata, eksiklik veya çelişkileri gidermeden, bu görüşü hükme esas almamalıdır. Bu nedenle hakimin, bilirkişi görüşünü ve gerekçelerini, akla, mantık kurallarına ve genel bilgilere aykırı veya hatalı, eksik veya çelişkili bulması halinde, ya ek görüş almalı ya da ayrı bir bilirkişiden görüş istemelidir. Zira, bilirkişi görüşünü yeterli görmeyen, ancak kendisi de bir kanaate ulaşamayan hakim, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırmalıdır. Hatta birden fazla bilirkişiden görüş almasına rağmen, gerekçelerini göstererek bunlar arasında bir tercih de bulunamayan hakim de, yeni bir bilirkişinin görüşüne başvurmalıdır. Ancak, bilirkişi görüşünü yeterli görmeyen hakim, her zaman yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmak zorunda değildir. Hakimin yeterli buluncaya kadar bilirkişi incelemesi yaptırmak zorunda olduğunun kabulü, hükmün bilirkişi tarafından verilmesi anlamına gelir. Bu nedenle hakim, mantık kuralları ve genel yaşam tecrübelerinden bilirkişinin vardığı sonuçların yanlış olduğunu kanısında ve kendisi de soruna ilişkin bir kanaate varmış ise, bunun gerekçelerini ortaya koymak suretiyle bilirkişi görüşüne aykırı bir karar verebilmelidir. Aksinin kabulü bilirkişinin yargı yetkisini kullandığı anlamına gelir ki, bu Anayasanın ve yargı bağımsızlığının açık bir ihlali olur. Buna göre birden fazla bilirkişi görüşü alan hakim, bu görüşlerden birini tercih edebileceği gibi, bu görüşlere aykırı şekilde kendi kanaatiyle de karar verebilecektir. Ancak, delillerin serbest değerlendirilmesi keyfilik anlamına gelmediğinden, raporun kabul edilmesi veya reddedilmesi durumunda da, buna ilişkin gerekçenin gösterilmesi zorunludur.

Dosya kapsamındaki belgelerden olaydan önce sanık hakkında;

23/06/2014 tarihinde ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniğinde uyum bozuklukları, psikotik atak ön tanısı konularak tedaviye başlandığı,

09/05/2016 tarihinde “Paranoid Şizofreni” tanısı ile tedavisinin sürdürüldüğü, ...başlandığı”,

-06/01/2017 tarihli muayenesinde ilaçlarını kullanmadığından şüphelerinin arttığı, tekrar ...başlandığı,

... Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 04/12/2018 tarihli muayenesinde, şüphecilik, kendi kendine konuşma, zarar görme düşüncelerinin olduğunun saptandığı, “Organik olmayan psikoz, tanımlanmamış (Atipik psikoz)” tanısı ile ...200 mg ampul, ...5 mg. verildiği,

Anlaşılmaktadır.

Olaydan sonra ise sanığın fiili işlediği sırada akıl sağlığının yerinde olup olmadığı konusunda;

03/03/2021 tarihinde olaydan 8 gün sonra ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinde sanık hakkında “Affekti kısıtlı izlenimde, çağrışımlarında dağılma eğilimi gözlendi, düşünce içeriğinde ailesine karşı başkaları tarafından zarar verileceğine dair perseküsyon referans sanrıları mevcut. Algıda muhtemel işitsel halüsinasyon mevcut, içgörü yok. Gerçeği değerlendirme yetisi bozulmuş.” şeklindeki muayene kaydı tutulmuştur.

... ... Devlet Hastanesi'nce 03/05/2021 tarihlinde, sanığın adam öldürmeye teşebbüs suçu bakımından işlemiş olduğu fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamadığı ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli ölçüde azalmış olduğu, 5237 sayılı TCK 32/1. kapsamında cezai ehliyetinin olmadığı, 5237 sayılı TCK 32/1 maddesinin tatbiki ile TCK 57. maddesi gereğince tedavi amaçlı akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanmasının uygun olduğu tıbbi kanaatini bildirir rapor tanzim edilmiştir.

... Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalının 07/03/2022 tarihli raporunda; sanığın suç tarihinde işlediği iddia edilen "...'dan Akrabayı Kasten Öldürmeye Teşebbüs ve Silahla Basit Yaralama suçlarıyla ilgili fiillerin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin büyük ölçüde azaltığı, TCK 32/1. madde kapsamında değerlendirilmesinin uygun olacağı kanaatine varıldığı bildirilmiştir.

Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesi'nce 29/03/2023 tarihli, sanığın atılı suçlara ilişkin cezai sorumluluğunun tam olduğu kanaatini bildirir gözlem raporu tanzim edilmiştir. Adli Tıp 4. İhtisas Kurulunun 26/05/2023 tarih ve 4888 sayılı raporuna göre sanığın işlediği iddia edilen suçlara karşı cezai sorumluluğunun tam olduğu yönünde oy çokluğuyla mütalaa verildiği, kurul üyelerinden ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanlarından bir tanesinin sanığın cezai sorumluluğunun bulunmadığı yönünde muhalefet şerhinin bulunduğu görülmüştür. Adli Tıp Birinci Üst Kurulu'nca 14/11/2023 tarihli; ... ... Devlet Hastanesinin 03/05/2021 tarihli raporu ve ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalının 07/03/2022 tarihli raporu ile Adli Tıp Kurumu Adli Tıp 4. İhtisas Kurulunun 26/05/2023 tarihli oy çokluğuyla tanzim edilen raporu arasındaki çelişkinin giderilerek TCK 32 kapsamında Birinci Üst Kurul tarafından rapor düzenlenmesi istenen ... ve ... oğlu, 25/10/1986 doğumlu ... hakkında düzenlenmiş tıbbi belgeler ile adli dosyasında belirlenen suçun nev’i, motivasyonu ve işleniş tarzı, sanığın suç işleme ve suça karşı kendini savunma mantığı, suç öncesi-esnası-sonrası tutum ve davranışları gibi adli tıbbi yorumlamayı ilgilendiren hususların tüm olarak 14/11/2023 tarihinde Adli Tıp Birinci Üst Kurulunda değerlendirilmesi ve kişinin aynı tarihte Adli Tıp Birinci Üst Kurulunda yapılan muayenesi sonucunda elde edilen bilgi ve bulguların yorumlanmasından; cezai sorumluluğunu müessir ve kişide şuur ve harekât serbestisini ortadan kaldıracak veya azaltacak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı ve zekâ geriliği saptanmadığı, adli dosya tetkikinde sanığın mezkûr suçu işlediği sırada fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını idrak etme ve bu fiil ile ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıracak veya azaltacak boyutta bir akli arızanın içinde olduğuna delalet edecek herhangi bir tıbbi bulgu ve belgeye de rastlanmadığı, bu duruma göre ...’un 23/02/2021 tarihinde sanığı bulunduğu suça karşı cezai sorumluluğunun tam olduğu kanaatini içerir rapor tanzim edilmiştir.

Yukarıda açıklandığı üzere, somut olayda sanığın akıl sağlığına ilişkin faklı raporların bulunması ve olayın gerçekleşme şekli dikkate alındığında kesin nitelikteki Üst Kurul kararının hakim tarafından denetlenmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Zira Üst Kurulun raporuna göre akıl sağlığı yerinde olan bir kişinin üç çocuğunu canice öldürmesinin hayatın olağan akışı içinde açıklaması mümkün değildir. Nitekim dosya kapsamında sanığın çocuklarını öldürmesini gerektirebilecek hiçbir neden ortaya konulmamıştır. Buna karşılık dosyada sanığın fiili akıl hastalığının etkisi altında işlediğine ilişkin pek çok delil bulunmaktadır.

Sanık olayı gerçekleştirme nedenine ilişkin olarak, “olay günü ailesi ile birlikte kahvaltı yaptığı sırada sürekli olarak görmüş olduğu rüyalarının tekrar aklına geldiğini, kendisini ve ailesini korumak için mavi saplı ekmek bıçağını alarak en çok sevdiği oğlu ...'un yanına giderek öldürmek için bıçağı karın bölgesine 2-3 kez sapladığını, sonrasında kızı olan ...'u da 3-4 kez karın bölgesinden bıçağı sapladığını, bıçağın kırılması üzerine mutfaktan tekrar almış olduğu meyve bıçağı ile diğer kızı olan ...'u öldürmek için karın bölgesine 2-3 kez bıçağı sapladığını,” ifade etmiştir. Olaya şahit olan sanığın eşi “Olay günü sabahı kalkmıştık. Eşim cinnet geçirdi, kapıyı kilitlemişti, o gün kahvaltımızı yapıyorduk. Kendisi bana birden "babamın evine gitsene, çocuklar burada kalsın, oraya git gel." dedi. Ben de sabah olduğunu gidemeyeceğimi, işimi bitirdikten sonra gideceğimi söyledim. Odaya yatak odasına gittiğimde çocukların "baba yapma" diye bağırdıklarını duydum. Olay yerine gittiğimde eşim...'yı yere yatırmış ve bıçakla karnına vuruyordu. ...'yı elinden çektiğimde ...'i aldı ve ...'i bıçaklamaya başladı. ...'i kenara çektiğimde bu kez ...'yi bıçakladı. Ben kendisine "yapma" diye bağırdığımda kendisi bana "Allah yap diyor." dedi.” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Üstelik yukarıda belirttiğimiz üzere, 14/11/2023 tarihli Adli Tıp Birinci Üst Kurulu tarafından düzenlenen raporda bulunan muhalefet şerhinde, Adli Tıp Kurumu Adli Tıp 4. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen raporda bulunan muhalefet şerhinde, ... Devlet Hastanesi tarafından tanzim edilen 03/05/2021 tarihli kurul raporu, ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalının 07/03/2022 tarihli rapor içeriğinde ve ... Eğitim ve Araştırma Hastanesince tanzim edilen rapor içeriklerinde sanığın olay anında suç tarihinde kişinin ceza sorumluluğunu etkileyecek, bilinç ve harekat serbestisini ortadan kaldıracak mahiyet ve derecede akıl hastalığının bulunduğu kanaatine varıldığı belirtilmiştir.

Bu bağlamda, her ne kadar yasal olarak kesin nitelikte olan Üst Kurul Raporunda sanığın suçu işlerken akıl sağlığının yerinde olduğu sonucuna varışmış olsa da, akıl sağlığı yerinde olan bir kişinin hiçbir neden olmadan 4, 6 ve 7 yaşlarında bulanan üç çocuğunu canice öldürmeye kalkmasının hayatın olağan akışına uygun olmaması yanında, yaşadığı köyde sanığın akıl sağlığının yerinde olmadığı yönünde oluşan kanaat, akrabalarının ve eşinin sanığın akıl sağlığının yerinde olmadığına ilişkin beyanları, sanığın suçu işlemesine ilişkin suçu işlerken ve sonrasında yaptığı açıklamalar, olay öncesindeki sanığın akıl hastası olduğu yönündeki doktor raporları ve olaydan sonra suçu işlerken sanığın akıl sağlığının yerinde olmadığına ilişkin uzman raporları karşısında, sanığın akıl hastası olmadığına ilişkin Üst Kurulun kararının hükme esas alınmasının akla, mantığa ve yaşam tecrübesine göre mümkün olmadığı kanaatiyle sanık hakkında TCK m. 32/1. ve 57. uyarınca güvenlik tedbirine hükmedilmesi gerekirken cezalandırılmasına ilişkin kararı onayan Daire kararına muhalif kalınmıştır.

§