"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/2603 E., 2024/2095 K.
SUÇ : Kasten öldürme
HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286/1 ve 286/2-a maddeleri uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 12.07.2024 tarihli ve 2023/480 Esas, 2024/356 Karar sayılı kararı ile, sanık hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 81/1, 29, 62... . maddeleri uyarınca 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2.Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 25.10.2024 tarihli ve 2024/2603 Esas, 2024/2095 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan ilk derece mahkemesince kurulan ve resen de istinafa tabi olan hükme yönelik Cumhuriyet savcsısı, katılanlar vekili ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1.Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı temyiz sebepleri özetle; haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması gerektiğine ilişkindir.
2.Katılanlar vekilinin temyiz sebepleri özetle; haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması, üst sınırdan ceza verilmesi gerektiğine ilişkindir.
3.Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle; haksız tahrik hükümlerinin üst sınırdan uygulanması, meşru savunma, meşru savunmada sınırın aşılması ve 5237 sayılı Kanun'un 28. maddesi hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eksik incelemenin bulunmadığı, eylemin sanık tarafından kasten gerçekleştirildiğinin saptandığı, hükme esas alınan adli raporların yeterli olduğu, eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, meşru savunma, meşru savunmada sınırın aşılması ve 5237 sayılı Kanun'un 28. maddesinin uygulama koşullarının bulunmadığı, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği, haksız tahrik hükümlerinin uygulanmasında ve belirlenen indirim oranında isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, katılanlar vekili ve sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 25.10.2024 tarihli ve 2024/2603 Esas, 2024/2095 Karar sayılı kararında Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, katılanlar vekili ve sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
02.02.2026 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Tüm dosya kapsamından anlaşılacağı üzere;
Maktulün uzman çavuş olduğu ve olay tarihinde kız kardeşinin düğünü nedeniyle izinli olarak memleketinde bulunduğu aynı düğün sarayının başka bir katında başka bir düğün daha olduğu, düğünlerin bitiminde otoparkta tanıklara ait araçların kaza yaptığı, maktulün düğüne davet ettiği arkadaşının bu kazaya karıştığını öğrenmesi üzerine olay yerine gittiği zaten kazanın maddi hasarlı olduğu ve maktulün arkadaşı olan tanık ...’ın karşı tarafla zararın karşılanması konusunda anlaştığı maktulün de olayı yatıştırmak için gerekirse zararı kendisinin de karşılayabileceğini polis çağırmaya gerek olmadığını söylemek suretiyle karşı tarafı sakinleştirmeye çalıştığı hatta aracın değer kaybedeceğininin düşünülmesi halinde aracı satın alabileceğini de söylediği bu sırada kaza yapan diğer araç sürücüsünün akrabalarına haber vermesi üzerine olay yerinin kalabalıklaştığı karşı tarafın akrabası olan sanığın da olay yerine geldiği kaza yapan diğer araçta bulunan ...‘nın maktulün bu tavırlarına gereksiz tepki gösterdiği bizim satılık aracımız yok dediği olay yeri kalabalıklaşınca aynı konuyu tekrar gündeme getirmek için o bizim aracı satın alacak kişi kimdi diye yüksek sesle sorması üzerine maktulün de ben söyledim abla diye cevap verdiği bunu duyan sanığın ve kadının akrabalarının maktule tepki gösterdiği ve ortamın bir anda gerildiği arbedenin başladığı, bekçilik yapan tanık ...’in görev silahını çıkartarak olayı yatıştırmak için havaya üç el ateş ettiği maktulün ise üzerinde silahı bulunmasına rağmen silahını kullanmadığı aksine silahın başkalarının eline geçmemesi için eşine seslenerek üzerindeki silahı almasını istediği sanık ...'un üzerinde bulunan sustalı tabir edilen bıçağı çıkartarak maktulü beş yerinden bıçaklamak suretiyle ölümüne neden olduğu subut bulmuştur.
Her ne kadar sayın çoğunluk olayda maktulden sanığa yönelen bir haksız tahrik bulunduğunu kabul ederek haksız tahrik nedeniyle indirim yapılmasını uygun görmüş ise de bu görüşe katılmıyorum şöyle ki; sanık savunmasında maktulün kendisine kafa attığını ancak isabet ettiremediğini söylemiş ise de kendi tarafında bulunan tanıklar dahil hiç kimse bu hususu doğrulamamıştır. Aynı şekilde sanık savunmasında maktulün kardeşi ...’a vurduğunu iddia etmiş ise de ...’ın kendisi dahi böyle bir olaydan bahsetmemiştir. Yine sanık maktulün kendisine silah çektiğini ve üç el ateş ettiğini savunmuş ise de maktulün silahını hiç kullanmadığı sadece bekçi ... tarafından silah kullanıldığı kesin olarak anlaşılmıştır. Bu durumda maktulden sanığa yönelen herhangi bir haksızlık içeren bir söz ya da davranış bulunmamaktadır. Maktulün olay yerine geldiğinde olayı yatıştırmak için kazanın sadece maddi hasarlı olduğu zararın gerekirse kendisi tarafından da karşılanabileceği aracın değer kaybının söz konusu olması durumunda aracı satın alabileceği yolundaki sözleri senin akrabaların tarafından atarlı sözler veya gurur incitici sözler gibi algılanmışsa da bir tarafın sübjektif değer içeren ancak genel yaşam kuralları çerçevesinde herhangi bir haksızlık içeriği olmayan sırf bu davranışın haksız tahrik sebebi sayılması kabul edilemez kaldı ki bu sözler doğrudan sanığa yönelik sarf edilen sözler de değildir. Dolayısıyla somut olayda maktulden kaynaklanan ve sanığa yönelen herhangi bir haksız söz ya da fiil bulunmadığından cezasından TCK 29. maddesi gereğince indirim yapılmaması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun görüşüne muhalefet ediyorum.