"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/1808 E., 2024/2155 K.
SUÇ : Olası kastla nitelikli öldürme
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükümlerin onanması
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. ve 286/2-a maddeleri uyarınca temyiz edilebilir oldukları, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 29.02.2024 tarihli ve 2023/373 Esas, 2024/71 Karar sayılı kararı ile;
sanık hakkında maktul ... ve maktul ... ... yönelik olası kastla nitelikli öldürme suçundan, ayrı ayrı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 82/1-e, 21/2 ve 53. maddeleri uyarınca 2'şer defa müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.
2.... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 24.06.2024 tarihli ve 2024/1808 Esas, 2024/2155 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan ve resen de istinaf yoluna tabi olan hükümlere yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle; eksik incelemeye, kastın yokluğuna, taksir hükümlerinin uygulanması gerektiğinden bahisle suç vasfına, takdiri indirim nedenlerinin ve lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükümlere esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, eylemin sanık tarafından olası kastla gerçekleştirildiğinin saptandığı, eksik incelemenin olmadığı, takdiri indirimin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmamasına karar verildiği, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımlarının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği, uygulanacak başkaca lehe hükmün bulunmadığı anlaşıldığından ileri sürülen temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 24.06.2024 tarihli ve 2024/1808 Esas, 2024/2155 Karar sayılı kararında sanık müdafiileri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alınarak sanık müdafiilerinin tahliye taleplerinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca ... 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
19.01.2026 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
255 promil alkollü olan sanığın güvenli şekilde araç sevk ve idaresine engel hali bulunmasına rağmen, 50 km hızla gidilmesi gereken yolda hız sınırlarının çok üzerinde olan bir hız ile güvenli şekilde araç kullanmaya elverişli olduğu yolda yolun karşısına yaya vaziyette geçmeye çalışan ... ve ... ...'e çarparak olay yerinde ölmelerine neden olduğu olayda, sanığın bilinçli taksirle öldürme fiilini işlediği kanaatiyle sanığı olası kastla öldürmeden sorumlu tutan daire kararına katılmadığımdan bu karşı oy yazısı yazılmıştır.
Olası kast TCK’nın 21. maddesinin ikinci fıkrası, “kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, failin suçun kanuni tanımındaki objektif unsurların gerçekleşebileceğini ciddi biçimde öngörmesine rağmen, fiili işlemek suretiyle tipikliğin gerçekleşmesini kabullenmesi, fiili işlemekten kaçınmaması ve olursa olsun demesi durumunda olası kast söz konusu olacaktır. Bu itibarla, belli bir neticenin gerçekleştirilmesi amacıyla hareket eden failin, bu fiilin aynı zamanda muhtemelen başka neticelere neden olabileceğini öngörmesine rağmen, bu yan neticeleri kabullenerek fiili işlemesi durumunda, bu yan neticeler bakımından olası kastla hareket etmiş olacaktır. Buna göre somut bir olayda failin olası kasttan sorumlu tutulabilmesi için, failin neticeyi kabullendiğinin, “ne olursa olsun” veya “olursa olsun” düşüncesiyle hareket ettiğinin, diğer bir ifadeyle neticeyi göz aldığının tespit edilmesi gerekmektedir. Fail, gerçekleşmesini göze aldığı, ancak gerçekleşmeyen neticelerden sorumlu tutulmayacağından, olası kastta failin sorumluluğu meydana gelen neticelere göre belirlenecektir.
TCK’nın 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi olarak tanımlanmıştır. Bilinçli taksiri, bilinçsiz taksirden ayıran en önemli özellik, her iki durumda da istenmeyen neticenin fail tarafından öngörülüp öngörülemediğidir. Fail suç tipinin gerçekleşeceğini mümkün görmüş, ancak şans, bilgi, kullanılan vasıtanın kalitesi, deneyim veya yetenek gibi özel nedenlerle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak bunun gerçekleşmeyeceğine güvenmiştir. Buna göre, eğer somut olayda fail neticeyi öngörmüş ise bilinçli taksir, öngörmemiş ise bilinçsiz taksir söz konusu olacaktır. Bilinçli taksir durumunda fail istemediği neticenin (ve suçun diğer maddi unsurlarının) gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, bu neticenin gerçekleşmeyeceği hususunda kendine güven duymaktadır. Kişide oluşan bu güven, kişisel kabiliyetlerinden, olayın özelliklerinden veya tecrübelerinden kaynaklanabilir. Fail özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucunda meydana gelebilecek tehlikeyi öngörmesine rağmen, neticenin gerçekleşmeyeceğine güven duyarak, olayı seyrine bırakarak özen yükümlülüğünü ihlal eden davranışı işlemekten vazgeçmemektedir. Neticenin gerçekleşmesi muhtemel öngörülmekle birlikte, bunun gerçekleşmemesi için özel bir çaba gösterilmemekte, diğer bir ifadeyle fail fiili işlemekten geri kalmamaktadır. Nitekim madde gerekçesinde de bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş ve fakat istenmemiş olması olarak açıklanmıştır.
Bu noktada birbirine çok yakın cezai sorumluluğu belirleyen olası kast ve bilinçli taksirin nasıl ayırt edileceği üzerinde durulmalıdır. Kanuni tanımlarına bakıldığında her iki durumda da failin tipikliğin gerçekleşeceğini ciddi olarak mümkün gördüğü anlaşılmaktadır. Olası kast ile bilinçli taksirin ortak noktası olan öngörme iki kavramın birbirinden ayrılmasını zorlaştırmasına rağmen, tipikliğin veya neticenin kabullenilip kabullenilmemesi, iki kavramı birbirinden ayırmaktadır. Bu nedenle failin tipikliğin veya neticenin gerçekleşmesini öngörüp öngörememesi dikkate alınarak bu ayrımın yapılması mümkün değildir. Dolayısıyla bu ayrım ancak tipikliğin veya neticenin kabullenilip kabullenilmediği, diğer bir ifadeyle isteme unsuru üzerinden yapılabilecektir.
Olası kast halinde fail tipikliğin veya neticenin gerçekleşmesini kabullenirken veya göze alırken, bilinçli taksir halinde fail tipikliğin veya neticenin gerçekleşmesini kabullenmez, aksine onun gerçekleşmeyeceğine, her şeyin yolunda gideceğine güvenerek hareket eder. Buna göre, bilinçli taksirde, fail öngördüğü neticenin gerçekleşmemesini istemekte ve kendine güvendiğinden neticenin gerçekleşmeyeceğini düşünmektedir. Bu itibarla fail olası kast durumunda muhtemel gördüğü neticeyi göze alarak kabullenirken (olursa olsun derken), bilinçli taksir durumunda neticeyi öngörmesine ve neticenin gerçekleşmeyeceği konusunda kendisine güvenmesine (inşallah olmaz veya yok canım bir şey olmaz derken) rağmen, korkulan olmakta ve netice gerçekleşmektedir. Dolayısıyla, “fail her durumda neticeyi gerçekleştirirdi” diyebiliyorsak olası kast, “fail neticenin gerçekleşeceğini bilseydi fiili işlemezdi” diyebiliyorsak bilinçli taksir söz konusu olacaktır.
Öte yandan, kast ve taksir ayrımı bakımından dikkate alınması gereken diğer temel bir ölçüt, failin hareketinin neye yönelik olduğudur. Kasten işlenen suçlarda failin iradesi kanuni tarifteki neticeye yönelik iken, taksirli suçlarda irade, hukuken önem arz etmeyen bir netice yöneliktir. Diğer bir ifadeyle taksirli suçlarda yönlendirici irade ceza hukuku bakımından önem taşıyan bir neticeye yönelik değildir. Nitekim TCK m. 22/2’de taksir, “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre kasti suçlarda fail, haksızlığı bilerek ve isteyerek gerçekleştirirken, taksirli suçlarda haksızlık failin hukuk düzeninin gereklerine aldırmaması, haksızlığın gerçekleşeceğini düşünmemesi veya haksızlığı engelleyecek davranış içinde olmaması nedeniyle meydana gelmektedir. Dolayısıyla taksirle işlenen fiillerin haksızlık unsuru, objektif özen yükümlülüğünün (dikkat ve özen yükümlülüğünün) ihlali oluşturmaktadır. Taksirli suçlarda hareketin yöneldiği netice, tipikliğin dışında bulunmaktadır. Taksirin cezalandırılmasının nedeni, belirli bir amaca yönelik olarak hareketi yönlendirememekten kaynaklanmaktadır. Hukuken kişiye yüklenen özen yükümlülüğüne aykırı davranıldığı için, hukukun önem verdiği başka bir netice gerçekleşmektedir.
Somut olayda sanığın trafik güvenliğini ağır bir şekilde ihlal etmesi nedeniyle yaşanan kaza, iki kişinin ölümüne neden olmuştur. Ancak sanık dikkat ve özen yükümlülüğünü ağır bir şekilde ihlal etmiş olsa da, sanığın fiili maktulleri öldürmeye yönelik değildir. Sanığı ölüm neticesini kabullendiğinde dair de dosyada hiçbir delil bulunmamaktadır. Aksine maktulleri öldürmek için bir nedeni bulunmayan sanığın fiilinin sonucu bilseydi bu şekilde araç kullanmayacağı konusunda bir şüphe de bulunmamaktadır. Bu bağlamda, sanık, trafik güvenliğini ihlal etmesi sonucunda söz konusu kazanın yaşanabileceğini öngörecek durumda bulunduğundan, sanığın bilinçli taksirle ölüme neden olmadan sorumlu tutulması gerekir. Üstelik kanun koyucu ölümle sonuçlanan suçlarda kişinin ölüm neticesindeki kusur oranına göre farklı cezalar kabul etmiştir. Buna göre, kişinin taksirle işlenen suçlarda alacağı ceza kastla işlenen suçlarda alacağı cezaya göre daha az olacaktır. Oysa olası kastla fiili işlediği kabul edilen sanığa iki ayrı müebbet cezası verilerek, maktulün kafasına doğrudan öldürmek amacıyla silahla ateş eden kişinin alabileceği ceza ile aynı miktarda ceza verilmiştir. Failin ağır kusuru bulunsa da dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali sonucu yaşanan bir kaza sonucu meydana gelen ölümler için sanığa böyle bir cezanın verilmesi kanunilik ilkesi yanında kusur ve orantılılık ilkelerini açıkça ihlal etmektedir.
Bu bağlamda, olası kastın, taksirin değil kastın bir türü olması ve olası kastta isteme unsurunun doğrudan kast kadar yoğun olmasa da “sonucunu bilmesine rağmen neticeyi kabullenme” şeklinde bulunmasının zorunluluğu karşısında, ölüm neticesini kabullendiğine dair dosyada bir delil bulunmayan, aksine neticeyi bilmesi halinde fiili işlemekten vazgeçeceği kanımızca kesin olan ve sorumluluğu sadece dikkat ve özen yükümlüğünü ihlal nedeniyle yaşanan kazanın neticeleriyle sınırlı olan sanığın, somut olayda öngördüğü ancak gerçekleşmeyeceğini düşündüğü netice nedeniyle bilinçli taksirle öldürme suçundan sorumlu tutulması gerektiği kanaatiyle, sadece olaydaki kusurunun ağırlığı ve neticenin öngörülebilirliği esas alınmak suretiyle söz konusu neticenin gerçekleşeceğini bilseydi dahi fiiline devam edeceği kabul edilerek, olası kastla öldürmeden sorumlu olduğuna karar veren sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.